15 Mayıs 2020 Cuma

Türkiye'nin Hızlanan E-Ticaret Dönüşümüne Ayak Uydurmak için Hazır Mısınız?

Tübisad'ın Deloitte ile her yıl yayınladığı Türkiye'de e-Ticaret Raporu 2019, geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında %18 büyüyerek 2019 yılında 14,6 milyar USD (83,1 Milyar TL)'ye ulaşan Türkiye e-ticaret pazarının %48'ini Online perakende kategorisi oluşturuyor. Rapordan aldığım aşağıdaki tabloda göreceğiniz gibi Türkiye Online perakende sektörü, toplam perakende sektörü içerisinde %6,2'lik bir paya ulaşırken Online alışveriş yapanların oranı %68'e gelmiş:


Aslında 2019 yılı sonunda BKM'nin Türkiye'deki en büyük Online perakende etkinliği olan 29 Kasım Black Friday ile ilgili olarak yayınladığı verilerde bu büyümenin net sinyalini görmüştük. Tek gün içerisinde internetten ödemelerde 130 bin adedi ilk kez olmak üzere toplam 2,5 milyon üzerinde tekil kart kullanılmış ve 1,4 milyar TL'lik bir harcama yapılmıştı.

2020 yılıyla birlikte tüm dünyaya yayılan Covid-19 Salgını nedeniyle işyerlerinin büyük bölümü geçici süreyle kapanıp insanlar evlerinde kalmaya yönlendirildi. Bu durum tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de birçok sektörü ciddi şekilde etkiledi. Tüketici ihtiyaçları ve davranışları da bu süreçte sürekli değişiklik gösteriyor. Özellikle de mağazaların kapandığı ve ihtiyaç sahiplerinin evlerinden çıkamadığı bu dönemde e-ticaret, tüm alışveriş tecrübesinin merkezine oturdu. Bu konuda başta Google olmak üzere arama motorlarının yayınladığı içgörüleri içeren raporlarda aşağıdaki Google Trends grafiği gibi net değişimleri takip edebilmeniz mümkün:


BKM'nin bu hafta yayınladığı Pandemi raporu, Covid-19 salgını nedeniyle öne fırlayan e-ticaret sektörünün ne ölçüde büyüdüğünü de gösteren önemli veriler içeriyor. 2020 yılı MART VE NİSAN ayları boyunca toplam 5 milyon kart, ilk kez internetten alışveriş için kullanılmış. Raporda her 4 TL kartlı ödemenin 1 TL'sinin internetten gerçekleştiği NİSAN ayında, 18 milyon ayrı kartın internet ödemelerinde kullanıldığı, 2 milyon kartın ilk kez kullanıldığı ve Market-Gıda kategorisi cirosunun 2,36 Milyar TL'ye ulaştığı belirtilmiş.

Bu sektörel sıçramanın en önemli ayağını, birkaç haftada ortaya çıkan beklenmedik talep artışı ve farklılaşmasını (örneğin market kategorisi) çok başarıyla yöneten e-ticaret firmaları oluşturuyor. Covid-19 salgınının e-ticaret üzerinde yarattığı aşırı yükleme, birçok ülkede ürünlerin temin edilip teslim edilmesini zorlaştırırken, Türkiye'deyse durum gayet kontrollü şekilde yönetildi. Özel günler gibi ölçek yönetme tecrübesi bulunan e-ticaret platformlarının dünya standartlarının üzerindeki hizmet kalitesi ve eve teslimat odaklı mobil ticaret modellerinin başarılı uygulamaları, Türkiye'yi bu dönemde dünya çapında öne çıkardı. Bu durum tabiki sağlıklı bir ekosistemin; lojistik, kargo ve ödeme sistemleri açısından dünyadaki en oturmuş e-ticaret altyapılardan birinin üzerinde inşa edilen bir kollektif başarının sonucu.

İnsanlık, şüphesiz bu zorlu dönemi; daha önceki birçok benzer dönemi atlattığımız gibi atlatacak. 2020 yılının başında bu düzeyde ciddi bir dijital dönüşüm geçiren Türkiye'de, bu dönemin e-ticaret sektörü üzerinde ne kadar kalıcı bir etkisinin bulunacağına dair bir değerlendirme yapmak için dünyada SARS Salgını (2003) ve MERS Salgını (2015) gibi dönemlere göz atabiliriz:


E-ticaretin her yıl sıçramalar yaptığı özel günleri (Black Friday, 11/11, ...) henüz yaşamadık bile. Hiç şüphesiz 2020 yılı Tübisad Raporu'nu artık sadece e-ticaret sektörü profesyonelleri değil tüm iş dünyası dört gözle bekleyecek.

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Başarılı Yönetici Olmanın Sırları (Birkaç kitap önerisiyle)

Profesyonel iş hayatının önemli noktalarından biri, içerisinde yer aldığınız ekiplerle kurduğunuz iletişim. Günümüzde gerek jenerasyonların değişimi gerekse iş süreçlerinde yaşanan dinamik dönüşüm, özellikle iş hayatında yöneticilik yapan kişilerin sorumluluklarını daha da karmaşık ve zor hale getiriyor. Son dönemde eski yöneticim Jane Gilson'un önerisiyle liderlik alanında okuduğum iki kitabın yaklaşımını çok yararlı buldum. Yöneticilik konusunda farklı perspektifleri araştıran, yeni düşünme yöntemlerine ihtiyacı olan kişilere fayda sağlayabileceğini düşünerek; kısa notlarımı sizlerle paylaşmak istedim. (Ama hiç şüphesiz en sağlıklısı, bu kitapları okumanız olacaktır.)

ORKESTRA ŞEFİ (MAESTRO), Roger Nierenberg


Kitabın yazarı aynı zamanda gerçek bir orkestra şefi olan Roger Nierenberg. Yazar bir şirketi orkestraya ve şirket çalışanlarını da orkestranın birbirinden farklı müzisyenlerine benzetiyor. Kitap, bir yöneticinin tüm ekibinin uyumunu sağlayarak bütünsel başarıyı ileriye taşıyabileceğinden hareket ediyor. Burada önemli noktalardan birinin çalışanlara bir miktar özgünlük bırakarak onlara güvenmek olduğunun altını çizerken, bireysel mükemmeliyet ile bütünsel mükemmelliğin aynı şey olmadığını ifade ediyor. Yöneticinin işini iyi yapabilmesinin sırrının ortak ulaşılacak vizyonun doğru aktarılmasında ve ekip arkadaşlarının kattıkları değerin fark edilip ortak ahengin yakalanmasında olduğunu belirtiyor.

Kitabın yazım dilinin bir iş kitabının didaktik havasından çok, bir kişisel gelişim akışında olması sebebiyle Nierenberg; okuyucuyu da kolayca bu benzetmenin getirdiği yeni bakış açısına yaklaştırabiliyor.


BİR TAKIMIN 5 FONKSİYON BOZUKLUĞU (THE FIVE DYSFUNCTIONS OF A TEAM), Patrick Lencioni


Patrick Lencioni'nin kitabı, yeni bir yönetici olarak katıldığı ekibindeki durumu anlama ve yapısal değişiklikler yapma ihtiyacındaki bir kişinin hikayesinden yola çıkarak, birbirine kenetlenmiş bir ekip yaratmanın inceliklerine odaklanıyor. Bir ekibin ideal yapısında olmamasının 5 temel noktadan kaynaklanabileceğinin altını çiziyor:

  1. Güvensizlik: Ekip arkadaşlarınızın zayıf noktalarını / incinebilecekleri alanları bilmeniz, birbirinize duyacağınız güvenin en önemli yapı taşları olacaktır. Burada önemli olan diğerlerinden farklı olan alanlardaki katma değeri ortaya çıkarıp farklılıkları ve eksiklikleri birlikte değerlendirerek ortaklık duygusunu yaratmak olmalı.
  2. Çatışma Korkusu: Birbirine güvenmeyen kişilerin oluşturduğu ekiplerde tartışmalar çok uzadığı ve kabullenmeler rasyonel düzeyde gerçekleşmediği için ortak alınan kararlar, en doğru olanlar değil en az çatışma yaratanlar olacaktır.
  3. Mutabakat Eksikliği: Kararların herkesin görüşleri alındıktan sonra oluşacak tartışma ortamında en rasyonel şekilde ve açık olarak alınmadığı durumlarda ekiplerin alınan kararlara bağlılıkları daha az oluyor.
  4. Sorumluluktan Kaçınma: Tüm ekip üyelerinin alınan kararların arkasında bulunmadığı durumlarda, ekip üyelerinin kendilerini tamamen sorumlu hissetmesi ve birbirlerini de sorumlulukları konusunda uyarması mümkün olmuyor.
  5. Sonuçların İhmali: Ortak alınan kararların sorumluluğunu taşımayan ekiplerde bireysel hedefler, ekip hedeflerinin önüne geçebiliyor.


BONUS: Google'ın başarılı ekiplerle ilgili son dönemde yaptığı Project Oxygen isimli araştırma, iyi yöneticinin sahip olması gereken 10 özelliği, başarılı ekiplerden hareket ederek listeleyen yaklaşımıyla da ilginizi çekebilir:

  1. Teknik direktör (Is a good coach) 
  2. Yetki vermek (Empowers team and does not micromanage) 
  3. Kapsayıcı (Creates an inclusive team environment, showing concern for success and well-being) 
  4. Sonuç odaklı (Is productive and results-oriented) 
  5. Güçlü iletişim (Is a good communicator — listens and shares information) 
  6. Kariyeri düşünen (Supports career development and discusses performance) 
  7. Ekip vizyonu (Has a clear vision/strategy for the team) 
  8. Teknik yetkinlik (Has key technical skills to help advise the team) 
  9. İşbirliği (Collaborates across Google) 
  10. Karar alıcı (Is a strong decision maker)

11 Mart 2019 Pazartesi

Hızlı Tüketim Ürünleri (FMCG) Sektörünün Yeni Heyecanı: E-Ticaret (e-FMCG)

Yaklaşık 10 yıldır market alışverişimin büyük bölümünü internet üzerinden yapmanın rahatlığını yaşıyorum, aynı zamanda da bu konforun neden daha hızlı yayılmadığı konusuna şaşırıyorum. Özellikle de en taze manav ürünlerinin ev siparişleri için önceliklendirildiğini fark ettiğimden beri...

Bu kategoriyle ilgili olarak 2010 yılında yazdığım yazıdaki durumla kıyaslanınca son yıllarda ciddi bir sıçrama yaşadığımız ortada. Akıllı telefonlarla gelen mobil uygulama dönüşümü; Migros gibi yıllardır internet alışveriş alanında faaliyette bulunan firmaları zaten değiştirmişti. Fakat bu mobil platformun kullanımını geliştirip yerel sipariş alanında bambaşka bir model yaratan Getir'in rüzgarıyla yakında Yemeksepeti'nin Banabi hizmetinin faaliyete geçeceği konuşulurken Bakkaldan da bu alanda farklı bir konumlamayla faaliyetini sürdürüyor.

Hızlı Tüketim Ürünleri (Fast-moving consumer goods / FMCG) veya Paketlenmiş Tüketici Ürünleri (Consumer packaged goods) olarak adlandırılan perakende kategorisi, her tür tüketiciye hitap eden günlük ve fiyatları makul ürün ürün grubunun çatı ismi. Bir bakkal veya marketten temin edilebilecek yeme, içme, temizlik vb. alt kategorileriyle manav ve kasap reyonlarını kapsıyor. FMCG firmalarının en önemli iki odağı üretim ve dağıtım olduğu için organize perakendenin gelişmesiyle, bu ürünlerin tüketimi arasında ciddi bir bağlantı bulunuyor. 50 yılın üzerinde faaliyete bulunan ABD'li Walmart ve Türkiye'den Migros gibi geleneksel dev isimleri örnek sayabileceğimiz organize perakendenin geçirdiği en hareketli dönemin, e-ticaret şirketlerinin ciddi pazar payı büyümesi yaşadığı geçtiğimiz son 10 yıl olduğunu söyleyebiliriz. (Burada bir parantez açıp genel perakende sektörü için bir saptamada bulunmalıyız: Elektronik ve giyim alanlarında internet alışverişinin yarattığı dönüşüm fiziksel perakendecilik ve AVM sektöründe birçok alan daraltılması kararına neden olurken Omnichannel gücünü arkasına alan geleneksel perakendeciler de yok değil.)

Türkiye İstatistik Enstitüsü verilerine göre İnternet alışverişi yapan kişilerin günlük tüketim ve gıda maddelerini internetten satınalma tercihi 2018 yılında %22'yi geçti. Webrazzi Summit 2019'da Türkiye'de elektronik ticaretin FMCG sektöründeki payının %5 dolayında olduğu ifade edilmişti. P&G Türkiye'nin paylaştığı bir araştırmaya göre üketicilerin %40'ı fiziksel mağazaya Omnichannel tecrübesiyle; öncesinde web mağazasını ziyaret etmiş, bilgi almış olarak gidiyormuş.



Kantar 2018 yılı verilerine göre dünyada ortalama olarak %6,3 olan e-FMCG'nin payı, ülkeler arasında ciddi şekilde farklılık gösterse de (Criteo 2017 yılı raporu) toplam perakende sektörü büyümesinin yavaşlamasına rağmen gelirleri çok ciddi olarak artan e-ticaret kanalının potansiyelini ortaya koyuyor. Bu büyümede global olarak en önemli katalizör e-perakendeciler (Pure Player) olurken İngiltere, İspanya ve Arjantin gibi ülkelerdeyse geleneksel perakendecilerin internet alanındaki yatırımları e-perakendecilere karşı ciddi bir avantaj kazanmalarını sağlamış görünüyor. Bir dip not: ABD'li Walmart'ın e-ticaret satışları da Q4'18 çeyreğinde %43 oranında arttı.






Kantar verilerine göre 2025 yılında dünyadaki toplam e-FMCG oranının %10'u geçmesi öngörülüyor. Nielsen'e göre de 2030 yılında FMCG pazarının %11'ini e-ticaretin oluşturması bekleniyor. Ne kadar ciddi bir dönüşümden bahsettiğimizi anlatabilmek için 2023 yılı itibariyle İngiltere'de e-ticaretin bakkalların geliriyle başabaşa gelmesinin; Fransa'da ise indirim marketlerinin cirosuyla başabaşa gelmesinin beklendiğini ekleyeyim.



Tüm dünyada e-perakende devi Amazon'un 2018 yılında Whole Foods'u satın alması konuşula dursun FMCG şirketleri de son yıllarda e-ticaret alanını hızlandıracak çok ciddi satınalmalar ve işbirlikleri yaptı. Ama gelecek çok daha karmaşık olacak, özellikle de FMCG şirketlerinin ürünlerini müşterilere perakendeciler üzerinden değil de doğrudan satmayı düşünmeleri / denemeleriyle yaşanacak bir dönüşümden bahsediyoruz. Bu konuda yapılmış güncel tartışmalardan bir tanesini buradan dinleyebilirsiniz.

17 Şubat 2019 Pazar

Mobil Dünyanın 2019 Yılındaki Yeni Trendi: Hyper-Casual !

eMarketer verilerine göre ABD'de mobil cihaz ekranlarında geçirilen vakit, 2018 yılı itibariyle TV ekranları karşısında geçirilen zamanı geçti. Burada hiç şüphesiz aslan payı akıllı telefonlarda.



Mobil uygulamalar, akıllı telefonlarla birlikte hayatımıza giren ve internet kullanım tecrübesini bambaşka bir boyuta taşıyan en önemli katalizörler. Bu nedenle de akıllı telefonlarda geçirilen sürenin yaklaşık %90'ı mobil uygulamalarda geçirilse de ilginç bir bilgi olarak bu zamanın ise %90'ı sadece 5 mobil uygulamada geçiriliyor.



Mobil uygulamalardaki zamanın ise %13'ü mobil oyunlarda geçiriliyor.



Mobil oyunlar, kullanıcıların bu kadar zamanını aldığı halde oyun geliştiricileri gelir yaratma konusunda uzun yıllar boyunca sıkıntı çektiler. Bu dönemde mobil oyunlar için akla gelen en temel üç gelir kalemi İndirmeden Ücret Alınması, Uygulama İçi Özelliklerin Ücretlendirilmesi ve Uygulama İçi Reklamlar oldu. Burada temel sorun, oyunları oynayan kullanıcıların çok küçük bir bölümünün herhangi bir ücret ödemeye yanaşmasıydı.



Son birkaç yıldır diğer Uygulama İçi Reklam formatları arasından sıyrılarak popülerliğini hızla artıran Ödüllü Video İzleme Formatı, mobil oyun geliştiren firmaların en ciddi itici gücü olmayı başardı. Ödüllü Video Reklamlarının global olarak mobil uygulama reklam harcamasının dörtte birine ulaşıp en hızlı büyüyen kategori haline gelmesi, aslında oyun ekosisteminin de büyümesine katkı sağlayan bir sektörel ilerlemeye yol açtı. Ödüllü Video Reklamları, oyun geliştiriciler için aynı anda iki sorunu çözüyor; bir taraftan yaratılan aktif izleyici tecrübesi sayesinde uygulama indirtme maliyetlerinin düşmesine neden olurken diğer taraftan da reklamla ciddi bir gelir yaratabilme fırsatı sağlıyor. Hatta Google gibi reklam platformları bu formatı envanterlerine çoktan dahil ettiler ve öğrenimleri biriktirmeye başladılar.



Mobil oyunların yarattığı bu içiçe geçmiş gelir & büyüme iş modeli, mobil oyun dünyasında bu işe en uygun kategori olan 'komplike olmayan mobil oyunlar' kategorisinin ciddi yükselişine zemin hazırladı. Hyper-Casual olarak adlandırılan, çok fazla uzmanlık ve dikkat gerektirmeyen ve aynı zamanda da sürekliliğe ihtiyaç duyulmayan oyunlar; son hızla üretilip son birkaç yıl içinde tüm dünyadaki akıllı telefonlara yayılmayı başararak en yeni mobil trendi yaratmış oldu.

4 Şubat 2019 Pazartesi

Perakende Sektörü 2019: Kimileri İçin Dijital Dönüşüm, Kimileri İçin Yeni Perakende

Perakende sektöründe, ürün odaklı (ucuza tedarik edip pahalıya satabilmek için tüm süreçleri optimize etmeye dayalı) bir iş modelinden, müşteri odaklı (müşteri ve ürünlere dair tüm veriyi toplayıp bunlardan elde edilen içgörüye göre en uygun alışveriş tecrübesini sağlama) bir modele geçilen ciddi bir devrim yaşıyoruz. 'Dijital Dönüşüm' olarak adlandırılan bu dönemde teknolojinin iş yapış yöntemlerini nasıl değiştirebileceğine dair bir farkındalık ve önceliklendirme yaşanıyor.

Dünyanın en büyük perakende pazarı olan ABD'deki perakende sektörünün yaşadığı ciddi metamorfoz, dijital odaklı perakendecilerin hızlı büyümesi ve paralelde geleneksel perakendecilerin ise yavaşlamalarının da ötesinde küçülmeleriyle kendini gösteriyor. McKinsey'in 2019 yılı raporunda bir geleneksel perakendecinin fiziksel satışlarının sadece %5'inin internete kaymasının, süreçler iyi yönetilemediğinde kazancı %20-30 civarında azaltabilecek olumsuz duruma neden olabileceği tahmin ediliyor. Tüketicilerin, dijitalleşmenin artışıyla birlikte alışveriş rahatlığına verdikleri önem de giderek artıyor. PwC'nin son yaptığı perakende araştırmasına göre memnuniyetsiz bir alışveriş tecrübesi yaşayan tüketicilerin %96'sı bir daha o şirketten alışveriş yapmayacağını belirtmiş.

Dünyanın en büyük perakendecisi olan ABD'li Walmart'ın geçirdiği dijital dönüşüm; Jet.com satınalması sonrasında Çinli JD ve Hindistanlı Flipkart ile ortaklıklara yol açtı. Walmart, aslında her tür kitleye ulaşma vizyonundaki ana geleneksel perakende iş modelini, e-ticaret yardımıyla farklı kategorilerde özelleşmiş tecrübelere dönüştürmeye çalışıyor.

Dijital dönüşümün son dönemdeki en etkileyici örneklerini düşündüğümüzde ise e-ticaretin en büyük firması Amazon'un dijitali fiziksel alışveriş tecrübesine eklemlediği AmazonGo isimli mağaza konsepti ilk akla gelenlerden.



Aslında bu tip dijital ve fiziksel alışverişin entegre edildiği projeler, dünyada başka perakendeciler tarafında da faaliyete geçirilmiş durumda. Çin'in en büyük e-ticaret firmalarından JD'nin insansız mağaza konsepti (X Unmanned Store) bunların en ünlülerinden.



Dünyanın en büyük perakendecilerinden AliBaba'nın kurucusu Jack Ma'nın Yeni Perakende (New Retail) olarak isimlendirdiği 'dijitalin dönüştürdüğü perakende'nin en ileri boyutu ise AliBaba grubuna ait olan Hema Mağazaları. Bu mağazalar sadece fiziksel ve internet alışveriş tecrübesiyle (bulut bilişim, yapay zeka ve sensörler sayesinde) mobil cihazları birleştiren teknik yapısıyla değil, içerilerinde taze ürün satmaya yönelik farklı yaklaşımların ve müşterilere robotlarla hizmet verilen Robot.He isimli restoranların bulunmasıyla da dünyadaki en yenilikçi perakende modellerinin  başında geliyor.


20 Ocak 2019 Pazar

Lüks markalar, e-ticareti ne zaman ciddiye alacak?

Lüks ürünler olarak tanımlanan kategoriyi, insanların gelirleri arttıkça talep oranlarının daha da arttığı ürünler olarak adlandırabiliriz; bir diğer ifadeyle de ihtiyacımızdan daha fazla talep ettiğimiz veya değer verdiğimiz ürünler olarak değerlendirebiliriz. Kimileri için pahalı bir kıyafet, kimileri için bir saat, spor bir araba veya bir kozmetik ürünü olabilir. Deloitte'nin raporuna göre başını Louis Vuitton ve Estee Lauder'in çektiği dünyanın en büyük 100 lüks şirketinin 38'i Kıyafet & Ayakkabı, 31'i Takı & Saat, 11'i Kozmetik & Koku ve 9 tanesi ise Çanta & Aksesuar kategorisinde faaliyet gösteriyor. Bunlara araç kategorisinin dahil edilmediğini ekleyeyim. Millward Brown'un BrandZ Raporu'na göre marka değerine göre dünyanın en büyük 5 lüks markası; Louis Vuitton, Hermes, Gucci, Chanel ve Rolex. Türkiye'de lüks denince akla gelen ilk iki marka ise hiç şüphesiz Vakko ve Beymen!

Lüks markaların artık ne kadar yenilikçi yaklaşımlara yöneldiği de son yıllarda ciddi önem taşıyor; Avrupa'da Gucci Bahçesi ve Sezane L'appartement projeleri ilginç örnekler olarak öne çıkıyor. Lüks tüketimin en önemli farklılığı, müşterilere alışveriş tecrübesinde yaratılan kendilerini özel hissettirme. Bu nedenle de elektronik ticaretin hayatımıza girdiği ilk dönemlerde, lüks kategorisinin çok da fazla dijitale kaymayacağı değerlendiriliyordu. Özellikle de ürün fiyatlarındaki yüksekliğin yaratacağı dijital ödeme bariyerinin çok da kolay atlanamayacağı ifade ediliyordu. Altiant'ın yayınladığı araştırmaya göre ise 2018 itibariyle lüks müşterilerinin lüks alışverişlerini markaların kendi siteleri veya diğer genel websitelerinden yaptığını ifade edenlerin oranı, %50'ye ulaşmış durumda.


Uzun yıllar boyunca bu alanda yapılan öngörülerde atlanan / büyüklüğü fark edilemeyen faktörlerin başında, dijitalin (internetin) aslında tüketicilerin fiziksel alışveriş alışkanlıklarına da etkisinin bulunduğu gerçeği vardı. Bain & Company Raporu'nda dünyadaki toplam lüks ürün satışlarının %70'inde en az bir dijital etkileşim bulunduğu ifade edilirken, 2025 yılında bu kategorideki ciroların %25'inin e-ticaret olacağı öngörülüyor. McKinsey Raporu'na göre ise bu oranın Euromonitor ve Forrester tahminleriyle paralel olarak %20 dolaylarında olacağı ifade ediliyor.


Bu trende etki eden ana unsurlar; Çin'de yaşanan ciddi nüfus hacmindeki gelir artışına paralel olarak iç pazarda fiziksel olarak bulunamayan lüks ürünlerin bir başka ülkeden internet sayesinde kolayca sipariş edilebilmesinin yanı sıra Amazon Prime gibi alışveriş ve ödeme tecrübesini hızlı ve güvenli hale getiren e-ticaret hizmetlerinin gelişmesi olarak değerlendirilebilir. Hatta hızlandırıcılar içinde MrPorter.com'un Mr P. özel marka (private label) projesi gibi lüks e-ticaretçilerin özel lüks markalarını yaratmaya başlaması da düşünülebilir.

Bir diğer taraftan da geleneksel lüks markalarının dijital alanla ilgili son dönemde attıkları ciddi adımların da öneminin altını çizmeliyiz. Louis Vuitton ana şirketi LVMH'ye ait eluxury.com global bir e-ticaret oyuncusu olarak faaliyetine devam ederken, lüks kıyafet ve aksesuar kiralama internet şirketi renttherunway.com ciddi bir hzıla yoluna devam ediyor. 2018 yılı içinde gerçekleşenlerse lüks kategorisinde gelecekte e-ticaretin etkisini daha da hissedeceğimizin işaretleri; Richemont önemli e-ticaret markalarından Yoox Net-a-Porter'ı satın aldı, Chanel Farfetch'e yatırım yaptı ve 24Sevres Celine ürünlerini Online olarak satmaya başladı. Hala ikna olmadıysanız L'oreal ve LVMH'nin girişimcilik hızlandırma projelerine Station F ile birlikte başladığını da duymamış olabilirsiniz, linklere bir göz atmanızda fayda var :)

7 Ocak 2019 Pazartesi

Türkiye Perakende Sektörü, 2018 Yılı İtibariyle E-Ticaret Dönüşümünün Neresinde?

Perakende sektörü tüm dünyada farklı hızlarda da olsa dijitalleşiyor. Satışların bir bölümü doğrudan internet üzerine taşınıp elektronik ticarete geçerken; mağazalarda devam eden kısmı da omni-channel olarak adlandırılan bir dijital eksende dönüşüm yaşıyor. Kısacası perakendecilerin bu dönüşümden kaçma şansı yok.

Toplam perakende hacminin e-ticarete kayan kısmı; ABD, İngiltere ve Almanya gibi ekonomik olarak gelişmiş ülkelerde %10'u geçmiş durumda. E-ticaretin toplam perakende içindeki oranı (%20'yi geçen Çin'i bir kenara koyarsak) Hindistan, Brezilya ve Rusya gibi ekonomik olarak gelişmekte olan ülkelerde ise %5'i geçmiş durumda. Aşağıdaki tablonun alındığı Tübisad 2018 Yılı Raporu'nda Türkiye'de %4'e ulaştığı ifade edilen bu oran, ülke olarak önümüzdeki fırsatları işaret ediyor.



Bu fırsatın büyüklüğünün bir başka yoldan sağlamasını da firmalar üzerinden yapmak mümkün.

eMarketer'in perakende verilerine göre Levi's ve Dockers gibi markaların çatı şirketi Levi Strauss'un, toplam cirosu içindeki e-ticaret payı, %4,2; Lee ve Wrangler gibi markaların ana şirketi VF'de ise bu oran %5,5. Ekonomist Dergisi'nin haberinde yer verilen rakamlara göre bu firmalarla benzer kategoride değerlendirebileceğimiz Mavi'de bu oran %2 dolayındaymış.

E-ticaretin toplam ciro içerisindeki payının LC Waikiki'de %3,5, Defacto'da %4 ve Koton'da %5 olduğu aynı haberde geçerken; benzer kategorideki ABD menşeili GAP'te %17'yi geçtiği raporlarda yer alıyor. Avrupalı şirketlerde ise Zara'nın çatı şirketi Inditex %10'a ulaşırken, H&M'deki oranın %12,5'e yükseldiği ve Mango'da ise %13'e dolayında olduğu ifade ediliyor.

Son olarak Macy's, Nordstorm, Neiman Marcus ve Sears gibi çok katlı mağaza grubunda e-ticaretin toplam ciro içerisindeki payı %15 ile %35 arasında değişirken Boyner'de ise %7 olarak ifade edilmiş.

Türkiye, tüm bu açılardan bakıldığında elektronik ticaret dönüşümünün kırılma noktasına çok yakın. Belki de bizi hala tutan, mağazalardaki ticaretin hızı azalsa da hala büyümeye devam etmesi, o da şimdilik! Merak edenler eMarketer'in verilerinde açıkça görülen 'fiziksel mağaza cirolarındaki gerilemelere' kısaca göz atabilir.

23 Kasım 2017 Perşembe

Fast-Food şirketleri birer teknoloji şirketine dönüşüyor, farkında mısınız?

2017 tüm dünyada dijital transformasyon açısından çok önemli bir yıl olarak geçiyor. Forrester'a göre ABD'de manav ürünleri dışında kalan perakende satışlarının %58'inin dijital bir etkileşimi bulunuyor ya da kısaca perakende satışlarının yarıdan fazlasını dijital etkiliyor. Yine ABD'de son yapılan bir araştırmada tüketicilerin %78'i, satın alacakları bir ürün hakkında araştırma yaparken internette geçirdikleri zamanın mağazada geçirilen zamandan daha fazla olduğunu ifade etmiş. Gitgide daha fazla yaşanan bu çoklu kanal etkileşim (Omnichannel) örneklerinin artması nedeniyle de tüm şirketler dijital ve fiziksel aktivitelerini ölçümlemeye yönelik projeler yapma gayretindeler. Bu sayede de daha fazla para harcayan / daha değerli müşterilerini daha iyi analiz edip onlarla her alana yayılmış uzun soluklu bir ticari ilişki kurmayı amaçlıyorlar.


Photo Credit: biztechmagazine.com

Bu dijitalizasyon döneminin yıldızı, şüphesiz mobil. Her ne kadar tüketicilerdeki bu değişim uzun yıllardır konuşulsa da firmaların bu alanda aslında ne kadar hazırlıksız olduklarına da net bir şekilde tanıklık ediyoruz. Örneğin bu yıl Google'ın bir milyon adet civarında mobil sitede yaptığı global analize göre bir mobil sayfanın tümüyle yüklenmesi ortalama 22 saniye sürüyor. Bir araştırma kurumunun değerlendirmesine göre mobil cihazlarda ortalama etkileşim süresi / bir kullanıcı oturumunun 38 saniye olduğuna dair bir ek bilgiyi de buraya ilave edelim. Ve ayrıca ilginç bir tüketici araştırmasında da bahsetmeden geçmeyelim, mobil sayfa yüklenmesi sırasında yapılan beklemenin kullanıcılarda yarattığı stres düzeyi, korku filmi ve yüksek bir yerde bulunma durumlarında oluşan stres seviyesinden daha fazlaymış. Mobilde yaşanan kullanıcı tecrübesi o kadar önemli bir noktaya geldi ki bir markanın mobil varlıklarında olumsuz bir tecrübe yaşayan tüketicilerin daha sonra o markadan alışveriş yapmama tercihi olumlu tecrübe yaşadıkları markalara göre %62 oranında daha düşük.


Aslında bu dönemi sadece mobil internet olarak adlandırmak tam da doğru bir tanımlama olmayacaktır. Cihazlar arası geçişin sıklıkla yapıldığı ve tüketicilerin kişiselleştirilmiş tecrübelerini farklı cihazlarda kesintisiz şekilde sürdürmeyi tercih ettiği bir dönem yaşıyoruz. ABD'de masaüstü bilgisayarlardan yapılan alışverişlerin akışlarına bakıldığında %30'unda alışveriş öncesinde bir mobil cihazdan ve %11'inin de başka bir masaüstü bilgisayardan tıklama içerdiği belirtiliyor.


Yaşanan tüm bu dönüşümler şirketlerin de iş yapış yöntemlerini değiştirmeye başladı. Ama bu bozucu (Disruptive) etki, sadece Airbnb ve Uber gibi dijital platformlarla sınırlı değil. Belki farkında değilsiniz ama global zincir mağazalardan oluşan ayaküstü yemek (Fast-food) sektörü de ciddi bir dönüşüm içinde.


DOMINO'S: 2016 yılında ABD'deki satışlarının %60'ının mobil cihazlardan geldi. Kendini 'Pizza yapan teknoloji şirketi' olarak konumlamaya başladı.

MCDONALD'S: Bu yıl sonuna kadar 20 bin mağazasına Mobil Sipariş ve Ödeme özelliğini entegre etmeyi hedefliyor. Gelecek Tecrübesi tanımlamasıyla müşterilerin siparişten teslime kadar tüm alışveriş sürecini her tür cihaz üzerinden kişiselleştirmesini amaçlıyor.


STARBUCKS: ABD'de gerçekleşen toplam işlemlerin %10'u akıllı telefonlar için tasarlanan mobil uygulamasında bulunan Mobil Sipariş et ve Öde özelliğinden geçiyor. Kendini 'Her Zaman Elde Kahveyle Parasallaşan Teknoloji Şirketi' olarak konumlamaya başladı.


25 Haziran 2017 Pazar

Çanlar Fiziksel Perakende İçin Çalıyor - Mu ?

ABD'yi 2017 itibariyle 5 milyar dolarlık perakende sektör hacmiyle organize perakendeciliğin en önemli ülkesi olarak değerlendirmek hiç de yanlış olmayacaktır. Cushman Wakefield Raporu, 2010 ile 2013 yılları arasında ABD'de mağaza ziyaretçilerinin %50 azaldığını ortaya koyduğunda, bahsedilen analiz ciddi bir dönüşüm sinyali olarak algılanmıştı. Bu haftaki haberlere göre ABD perakende sektöründe aşağıdaki tabloda kırılımı bulunan 3500 civarında mağazanın önümüzdeki birkaç aylık dönemde verimsizlik nedeniyle kapatılacağı konuşuluyor. Bebe gibi kimi perakendeciler, tüm fiziksel mağazalarını kapatıp Online'a geçeceklerini duyurdular.




Aslında bu durumun gittikçe hızlanan yapısı, yılın başından beri dillendiriliyordu. ABD toplam ticaretinin %10'una ulaşan e-ticaretin agresif büyümesine karşın 1200 alışveriş merkezi sayısını yaratan fiziksel perakendecilik malesef istenilen hızda büyümüyor. İşte bu nedenle ABD'nin ve dünyanın en büyük perakendecisi Walmart'ın Jet.com satınalması sonrasında başlattığı Omni-Channel dönüşümünün zamanlamasını daha iyi okuyabiliyoruz.


Dünyanın en büyük e-ticaret firması olan Amazon.com ise tam da bu dönemde fiziksel perakendeciliğe hız vermeye başladı. Geçen haftanın en sürpriz haberi, Amazon'un ABD'nin büyük süpermarket zincirlerinden yüzlerce fiziksel mağazası olan Whole Foods'u satın alma açıklamasıydı. Çok değil sadece birkaç ay önce yapılan Fiziksel Kitap Mağazası konseptinin ciddi genişleme duyurusu ile bu haber birleştiğinde, 2017 yılının Amazon için fiziksel mağazacılık kararının uygulamaya konduğu yıl olarak düşünülmesine neden oluyor.


Bu iki eğilimi alt alta koyduğumuzda bir çok yorum yapabilmek mümkün. Ama bu değerlendirmeyi en optimal perakendecilik omni-channel'dır gibi sığ şekilde okumak gerçeği tam olarak yansıtmayabilir. Çünkü e-ticaret daha şimdiden (tüketici elektroniği gibi) standart bir ticari eşya haline gelmiş ürünlerin kategorileri için ana kanal olarak konumlanmaya başlandı. Günümüzde perakendecilik, herkese standard ürün konseptinden daha kişiselleşmiş ve karmaşık segmentasyonlarla zenginleşmiş olarak belli bir tüketici grubunun hayat boyu harcamasını kontrol eden bir yapıya geçmeye başladı. Dünyanın en önemli pazarındaki firmalar da gelir düzeyi yüksek müşterilerin tükettiği kategorilerde rakipleriyle arayı açıp en optimal omni-channel kurgusunu sağlamayı amaçlayan bir vizyon üzerinde çalışıyor olabilir.


Türkiye'de ise son yıllarda fiziksel mağazalara yapılan ziyaretlerde bir azalma görülse de perakendeciler için (kapatma adetlerini ve yurt dışı planlarını tam olarak bilmesek de) yeni mağaza açmak, hala stratejilerinin önemli bir parçası.

30 Aralık 2016 Cuma

2017 Yılının En Önemli Trendi Yapay Zeka ve Makine Öğrenimi


Büyük Veri (Big Data) kelimesi fazla kullanım nedeniyle aşınsa da hala çok popüler. Yeni dünyada karşımıza çıkan dağ gibi veri yığınları birçok kişinin gözünü korkutsa da teknoloji şirketleri Artificial Intelligence (Yapay Zeka) ve Machine Learning (Makine / Yapay Zeka Öğrenimi) teknolojileri sayesinde artık bunu bir sorun olarak görmeyi çoktan bıraktı. Hatta Google, çeviri ve konuşma gibi 4 makine öğrenim API’sini herkesin kullanımına açtı. Yaşanan büyük dönüşümün temelinde; verilerin artık bulut bilişim (Cloud) altyapılarında tutulmaya başlanması ve neredeyse her bireyi dijital platforma bağlayan akıllı mobil cihazlar ile her tür nesnenin bir internet bağlantısına kavuşup bu platformlara eklemlenmesini ifade eden Şeylerin İnterneti (Internet of Things / IoT) yer alıyor.

2017, yapay zekaya dayalı kullanımların hızlanacağı ve ulaştırma, pazarlama & bilişim sistemleri gibi önemli alanların büyük değişimler geçireceği bir yıl olabilir. Bu alanda en medyatik örnek Google'dan Tesla ve Uber'e birçok firmanın son rötuşlarını yaptığı kendi kendine giden araba teknolojisi olsa da, en basit örnekler Chat botları ile Analytics web analiz aracı içerisine eklenen otomatik yorumlama modülü. Bu sayede raporlarınızın kendini güncelleyen bir özet yorumuna ulaşmak mümkün.

Akıllı yapay zekalar tarafından işlenen veriler ve yönetilen sistemler, hiç şüphesiz gelecekteki dünyanın karşı konulmaz dinamikleri olacak, fakat bu yeni dünyayı anlamanın kolay bir yolu yok. Google’ın dahi firma yönü olarak belirlediği yapay zeka otomasyonu konusuna en sağlıklı giriş, temel kavramları anlayarak olacaktır:

Artificial Intelligence / AI: (Bilgisayar) kontrolündeki bir makinenin (örnek robot) çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Google Translate'in geçtiğimiz ay geçiş yaptığı yeni yapay zeka altyapısı sayesinde ortaya çıkan çok olumlu sonuç, yeni bir dönemin işareti olabilir. Teknoloji şirketleri bu alanda faaliyet gösteren girişimleri desteklemek üzere özel organizasyonlar kurmaya başladı bile.

Machine Learning: Bilgisayarlara önceden programlanmadan veriye dayalı akılcı kararlar verebilme becerisi, bir başka değişle kendi kendine öğrenebilme yeteneği kazandırılması. Kullanımı son yıllarda o kadar gelişti ki oyunlardan ısıtmaya birçok alanda hayatımızı kolaylaştıran bir noktadayız. Artık tüm ham veriler bir havuza aktarılıp bilgisayarların onları analiz etmesi ve en optimal sonucu vermesi tercih ediliyor.

Bu alandaki yetenek havuzunun küçüklüğü ve firmalardaki kararların tamamının veriye dayalı hale gelmesi için geçirilecek dönüşüm sancıları gibi başka birçok etken firmaların büyük veriyle mücadelesini zorlaştırıyor. Sektörler arası analitik gelişmişlik düzeyleri de çok farklı, bu da yapılan yatırımların sonuçlarını doğrudan etkiliyor. Maalesef birçok sektör henüz standart veri toplama ve değerlendirme sistemlerini bile kurmuş değil.

Firma seviyesinde harekete geçmek için en basit yöntem; pazarlama ve CRM aktivitelerinin gerçek zamanlı ve programlanabilir olan pazarlama otomasyon teknolojilerine geçirilmesi olabilir. Bireysel olarak kendini geliştirmek isteyenler için ise ilk adım ücretsiz bir Online eğitim seminerine katılmak olacaktır.

Bu konu hala ilginizi çekmediyse aşağıdaki videoyu izlemenizi öneriyorum.


26 Ekim 2016 Çarşamba

Dijital, Dünya Perakende Sektörünü Geri Dönülmeyecek Şekilde Dönüştürüyor; Peki Türkiye Ne Durumda?

Global (fiziksel) perakende sektörü için yayınlanan güncel büyüme beklentisi raporları pek olumlu değil; ve herkesin bildiği gibi mağazaların ziyaret ve ciro rakamları düşüşte. ABD'de bunun en önemli nedeni olarak tüketicilerdeki internet ile zenginleşen alışveriş dönüşümü gösteriliyor. Bu dönüşümün ana tetikleyicisi, artık tüketicilerin akıllı telefonları sayesinde her tür ürün / hizmete ihtiyaç duydukları anlarda araştırma veya alışveriş amacıyla internete erişebilmeleri. Hatta dünyanın en büyük perakendecisi olan Walmart, bu ay içerisinde iş modelinde önemli bir değişikliğe giderek e-ticareti daha fazla ön plana çıkaracak bir yapıya geçeceğini duyurdu. Amazon'un yaptığı ciddi lojistik yatırımı sayesinde aşağıda görebileceğiniz gibi ABD'de neredeyse nüfusun yarısına 30 KM mesafede bir depoya sahip olması, fiziksel perakende modelinin son dönemde yaşadığı baskının en gözle görülür kanıtı. Bunun yanında Amazon'un fiziksel alışverişe uygun ürünler için oluşturduğu küçük mağaza konsepti de iddialı bir genişleme planına sahip.


2016 yılı Türkiye perakende sektörü için de pek iyi gitmiyor. Bu yıl içerisinde Top Shop, C&A ve Tesco gibi yabancı markalar Türkiye'den çekilme kararı alırken, birçok yerli markalar ise yüzlerce mağazasını ‘verimsizlik' nedeniyle kapattı. Bunun bir nedeni Capital'in En Büyük 500 raporundan alınan aşağıdaki tabloda görülebiliyor; 1,5 milyar TL üzerinde ciroları bulunan perakendecilerin karlılık oranları yüksek değil. Bu alandan bir başka veri olan fiziksel mağazalara giren ziyaretçilerin satın alma oranlarına ilişkin tabloya göre ise perakendeciler, ilginç bir şekilde son yıllarda satışa dönüştürme performanslarının arttığını ifade ediyor. (Bir dip not: Bu oranlar e-ticaretten aşina olduklarımızın çok üzerinde.) 2014 yılında AVM'lere yapılan 1,7 milyar ziyaretin sonraki dönemde hız kaybettiği fakat çok ciddi şekilde düşmediği değerlendirmesini / rakamlarını gerçekçi kabul edersek yapılabilecek tek yorum, tüketicilerin sepet tutarlarının ya da müşteri başı harcamanın azalmış olması. 



Dijital dönüşümün Türkiye'deki yansıması, kendisini en çok satınalma öncesi araştırma aşamasında gösteriyor. Mobil internet kullanımının artmasının bir sonucu olarak Türkiye'deki tüketicilerin araştırmalarında internetten yararlanma tercihi, alışverişin saatler (%22) ve hatta anlar (%15) öncesinde yoğunlaşıyor. Fakat Türkiye'deki fiziksel mağaza (AVM) müşterileri ile e-ticaret müşterilerinin profilleri ve davranışları hala birbirinden çok farklı. Dolayısıyla 2011-2012 yılları arasında özel alışveriş sitelerinin Türkiye perakende sektöründe yarattığı ciddi ivmeyi bir kenara koyarsak, henüz tam olarak olgunlaşmamış bir internet alışveriş alışkanlığının toplam perakende sektörünü ne oranda etkileyebileceğini analiz etmek gerçekten zor. Son kullanıcıların cep telefonu başta olmak üzere teknoloji ürünleriyle bu kadar ilgili olduğu bir ülkede, e-ticaretin perakende üzerindeki etkisinin gelecekte çok daha yükseleceğine dair birçok raporun olması; yakın gelecekte bu konuda yaşanacak ciddi bir sıçramanın habercisi.

20 Eylül 2016 Salı

Google'ın girişimcilik ekosistemine sağladığı desteklerden haberdar mısınız?

10 yıldan uzun süredir en önemli başarısı sürekli teknolojik yenilik üretmek olan, dünyanın en ünlü şirketlerinden biri olan Google'da çalışıyorum. Google'ın faaliyet alanları çoğunlukla dinamik ve girişimciliğe yakın olan internet ekosisteminin içerisinde yer aldığı için şirket çalışanlarının da bu özellikte olacağı gibi bir algı olduğunu görüyorum. Bu belki de ürünleri geliştiren mühendisleri düşündüğümüzde gerçekçi bir değerlendirme olsa da tüm çalışanların bu profilde olmadığı bir gerçek. Hatta girişimcilik konusuna neden yatkın olmadığımdan Etohum'un eğitim kampındaki sunumumda bahsetmiştim.

Bu yazıda ismi inovasyon ve girişimcilik ile bu kadar anılan Google'ın Alphabet çatısı altında kurum olarak girişimcilik ekosistemine sağladığı desteklerden bildiğim kadarıyla bahsetmeye çalışacağım. Yalnızca önemli bir konunun altını çizeyim; bu paylaşım Google'ın çalışanlarına yönelik yürüttüğü iç programları hakkında değil. Yani yazı, ne Google'ın çalışanların yaratıcılığını destekleyen %20 Zaman projesi ne de ismi Area 120 olarak haberlere konu olan şirketiçi innovasyon çalıştayları hakkında bir bilgi içermiyor. Google kültürünün temel noktalarını merak edenler, Laszlo'nun kitabının kısa özetine göz atabilirler.

Google Capital: 2013 yılında büyüme odaklı girişimlere yönelik bir yatırım fonu olarak kurulan Google Capital'in portföyündeki şirketler aynı zamanda şirketin üst düzey yöneticilerinin uzmanlığından da doğrudan yararlanıyor. Örnek yatırımlar: Duolingo, Care.

Google Ventures: 2009 yılında kurulan Google Ventures (GV) Alphabet'in yatırım sermayesi kolu olarak düşünülebilir. Girişimcilere mühendislikten dizayn ve pazarlamaya kadar uzanan birçok alanda destek veren geniş bir ekibi bulunuyor. Hatta geçenlerde girişim süreçlerini hızlandırmak amacıyla oluşturdukları Sprint modelini kitap olarak yayınladılar. Örnek yatırımlar: Uber, 23andMe.

Google For Entrepreneurs: 2011 yılında oluşturulan Google For Entrepreneurs Organizasyonu, girişimcilik topluluklarıyla (komüniteler) ortaklaşa bir şekilde dünyanın farklı yerlerinde girişimcilerin bir araya gelip projeler üreteceği Campus isimli merkezler açılmasını koordine ediyor.

Google Developers Launchpad: Yazılım kökenli girişimcilerin daha fazla faydalanabileceği bir girişimcilik destek projesi. Launchpad Accelerator, girişimcileri birebir rehberlik (mentörlük) ve diğer desteklerle geliştirmeyi amaçlayan bir program. Launchpad Space, girişimcilerin Google uzmanlarıyla birebir tanışıp son teknolojileri takip edebileceği ve projelerini daha sağlıklı şekilde hayata geçirmenin yöntemlerini öğrenebilecekleri bir merkez.

28 Ağustos 2016 Pazar

Mobilin Domine Ettiği Çin, Hindistan ve Endonezya'dan Son Haberler ve Yenilikçi Örnekler

Asya Pasifik Bölgesi, mobilin güdümüne giren dünya internet ekosistemini ciddi anlamda etkilemeye başladı. Yaratıcı ve yenilikçi mobil teknolojilerin bu bölgede ortaya çıkmasının en önemli nedeni şüphesiz internet ile ilk kez tanışan kişilerin büyük bölümünün mobil cihazlarında bu tecrübeyi yaşaması (mobile-first). Bu yazıda nüfus faktörü nedeniyle 'mobile-first' etkisinin en ciddi hissedildiği Çin, Hindistan ve Endonezya hakkında birkaç değerlendirmeyi, kaçırmış olabileceğiniz perspektiflerle ve yaratıcı örnekleriyle paylaşmak istedim. Umarım aşağıdaki bilgiler sizlerin de ilgisini çeker.

ÇİN
- Akıllı yaşam / ev konseptini şimdiden yaşatan donanım geliştirme konusunda ciddi aşama kaydettiler. Örnek Xiaomi'nin akıllı bisiklet, bileklik, router, hava temizleyici, televizyon ve ev kiti ürünleri.
- Facebook ve Tencent'in kullanıcı adedi, ciro ve karlılık açılarından başabaş olduğunu fark etmiş miydiniz?
- En büyük perakendecileri, fiziksel mağaza sahipleri değil iki e-perakende firması (AliBaba ve JD).

YENİLİKÇİ ÖRNEK: WECHAT
- Birçoğu ilk kez internet ile mobil cihazda tanışan (mobile-first) 700 milyon üzerinde kullanıcıdan güç alan, anlık mesajlaşma gibi birçok özelliği içeren mobil uygulama formatındaki yeni jenerasyon internet portalı olarak düşünebiliriz.
- Hesap sahipleri takipçilerine reklam yayınlayarak gelir sağlıyor.
- Ödeme yapmak için kullanım sıklığı aylık kişi başına 50'den fazla. Çünkü bu özellik 100 bin alışveriş noktasında, 80 bin restoranda ve 400 bin park yerinde geçerli.


YENİLİKÇİ ÖRNEK: UCBROWSER
- İnternet ile ilk kez mobil cihazda tanışan (mobile-first) kullanıcı kitlesini hedefleyen ve 500 milyon civarında kullanıcısına kendi uygulama ekosistemini sunan mobil internet tarayıcısı (browser) formatındaki mobil uygulama.
- Reklam engelleme, pil güçlendirme ve bağlantı hızı değiştirme gibi mobil kullanıcılar tarafından tercih edilen özelliklere sahip.
- Reklam ortaklıkları (ad affiliate) modeli ile ciddi gelir yaratıyor




HİNDİSTAN
- Toplam nüfusa oranı %15 civarında olan internet kullanıcılarının %65'i sadece mobil cihazları kullanıyor. İnternet bağlantı hızı ve cihazların hafıza kapasitesi; kullanıcılar için o kadar önem taşıyor ki gelişmekte olan benzer ülkelerde iş yapmak için özel içgörüleri gözden geçirmelisiniz.
- 200 milyonluk kullanıcı hacmi ile akıllı telefon penetrasyonu telefon kullanıcılarının %50'sini oluşturuyor. İnternet ile ilk tanışılan cihazların Android'in düşük kapasiteli modelleri olması nedeniyle telefonda tutulan mobil uygulama adeti bölgenin en düşük seviyesinde.
- E-ticaret pazarının 2020 yılında organize perakendenin %25'ine ulaşarak 60 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. (Hızlı gönderim, geri iade ve garanti kapsamı üç önemli katalizör)

YENİLİKÇİ ÖRNEK: FLIPKART
- En büyük yerel e-perakendeci (pazaryeri) olan Flipkart'ın trafiğinin %70'inden fazlası mobil cihazlardan yapılırken cirosunun büyük kısmını uygulaması oluşturuyor. Android kullanıcılarının %37'si mobil uygulamayı indirmiş.
- Büyük Milyar (İndirim) Günü'nü sadece mobil uygulamada düzenleyerek sadece mobil uygulama olarak faaliyetini sürdürmek gibi bir stratejisini açıklasa da Chrome'un başını çektiği bir grup tarafından oluşturulan PWA isimli yeni web teknoloji altyapısı nedeniyle planlarını değiştirdi. Mobil sitesine; uygulama benzeri çevrimdışı kullanım, anlık bildirim, vb. özellikleri ekledi.


ENDONEZYA
- 2020 yılı itibariyle İnternet kullanıcılarının 215 milyona ve 2025 yılı itibariyle e-ticaret pazarının 46 milyar dolara ulaşması öngörülüyor.
- Akıllı telefon kullanıcılarının %49'u bunları ana cihazları olarak kabul ediyor.
- 13 bin adadan oluşan bu ülke için e-ticaretin katalizörleri, gönderim olanağı ve nakit ödeme olarak ifade ediliyor. Bu sorunları çözmek için e-ticaretçiler de lojistik firmaları kurup bu alanda birçok yatırım yapıyor.

YENİLİKÇİ ÖRNEK: GO-JEK
- Lokasyon bazlı mobil uygulama iş modeliyle 1 milyar dolar değerlemeyi geçen son dönemin en önemli e-ticaret girişimlerinden biri.
- Ciddi trafik sorunu yaşanan Jakarta'da motorsiklet-taksiler için pazaryeri modeli olarak başlayıp porföyüne bilet, kurye, araç kiralama, ödeme, hatta masaja kadar uzanan birçok kategoriyi ekleyerek iş modelini tüm hizmet türlerini içeren hale evirdi.